RSS Feed Facebook Twitter
0

29. Ankara Uluslararası Müzik Festivali

ankarafest29

Merhaba,

finaller tarafından çevrelenmiş durumdayım. Tünelin sonundaki ışık görünmeye başladı fakat. 17 Nisan itibariyle 2 haftalık özgürlüğün tadını çıkarmalı bir insan.

Ankara’nın etkinliğe doyduğu zamanlar yaşıyoruz. Film Festivalinin vizelerin babalandığı zamanlara denk gelmesiyle sadece derdini anlatabilecek kadar katılabilmiştim. Müzik festivalinin biraz daha iyimser zamanlara tekabül edecek olması sevindirici. Zira katılmak istediğim konserlerin büyük bölümü 17 – 28 Nisan arasında gerçekleşecek. Yazının devamında bu gruplarla ilgili aylak bilgiler yer alacak gibi. O zaman gidilesi günler adı altında toparladığım programa şöyle bir göz atalım.

Gidilesi Günler

Dün akşam (5 Nisan)

Bilkent Senfoni Orkestrası’nın konseriyle başladı 29. Ankara Uluslararası Müzik Festivali.Kaçırdık diye az üzülmeli. Çünkü Bilkent Senfoni’nin ATO Congresium’da bir performansı daha olacak. Geliyor birazdan.

Bu Akşam ( 6 Nisan ) -Oda Müziği-

Camerata Salzburg Oda Orkestrası MEB Şura Salonunda Sahne alacak. Avusturya çıkışlı olan topluluk kökleri 1952 yılına kadar giden ve Bernhard Paumgartner tarafından kurulan Camerata Academica des Mozarteums Salzburg olarak kurulmuş. Topluluğun Sony ve Warner Bros. gibi büyük şirketlerle yaptığı kayıtlar mevcut. Bu akşam Bach, Mozart ve Haydn’dan eserler sunacaklar.

Bilet Fiyatı : 40 TL

Camerata Salzburg ile Şef Richard Tognetti’nin bir konserinden bir video:

 

11 Nisan Capella Amsterdam – Koro-

Sırada ülkemizde yeni tanınmaya başlamış olan Caz Korosu kavramının 50 yıllık bir temsilcisi var. 1970 yılında Amsterdam’da kurulan Capella Amsterdam korosu, 1990 dan beri Daniel Reuss’un şefliğinde konserler vermeye devam ediyor. Avrupa ve ötesinde büyük bir şöhrete sahip olan koro, Hollanda müziğinin kaliteli kesiminden örnekler sunuyor. Sadece kendi prodüksiyonlarıyla değil dünyaca tanınmış başka korolarla da performanslar sergiliyorlar.

Yeri : Hacettepe M Salonu, 20:30

Bilet Fiyatı : 30 TL

Ayrıntılı bilgi : www.cappellaamsterdam.com/

17 Nisan Amos Hoffman Quartet -Caz-

Gitar eğitimine 6 yaşında başlamış olan Amos Hoffman Tel Aviv çıkışlı bir gitarist. Daha sonra Kudüs’te Rubin Academy of Music’te eğitimine devam eden Hoffman enstrüman kombinasyonları oldukça ilgi çekici olan bir Caz dörtlüsüyle beraber müzik yapacak.

Yeri : MEB Şura Salonu

Bilet Fiyatı: 30 TL

Amos Hoffman Konserinden görüntüler:

 

 

19 Nisan Berlin Virtüözleri – Oda Müziği -

Keman viola viyolonsel ve piyano ile oda müziği dinleyicilerine hitap edecek bir konseri daha gidilesi günler adı altında inceleyebiliriz. Schumann ve A. Dvorak’tan eserler sunacaklar.Bu konsere ise damgasını notaları 2.5 yaşında öğrenen ve bu grupta keman çalan Eren Kuştan vuracak. İlk konserini 7 yaşında vermiş olan Kuştan Berlin’de yaşayan bir Türk kemancısı.

Yeri : MEB Şura Salonu

Bilet Fiyatı : 30 TL

20 Nisan Komodo – Vurmalı -

İşte Ankara Müzik Festivali’nin en ilginç gruplarından biri. Sadece dış görünüşleriyle bile ilgiyi kendi üzerlerinde toplayabiliyorlar. Performansları ise göz dolduruyor. Müziği ve dansı birleştirerek yaptıkları koreografilerle izleyenlere her performanslarında farklı duygular yaşatıyorlar. Bakalım Ankara gösterileri için neler hazırlamışlar.

 

Yeri : MEB Şura Salonu

Bilet Fiyatı : 30 TL

İşte o performanslardan biri:

 

21 Nisan Bilkent Senfoni Orkestrası ve Averbukh Buz Balesi – İzlenmeli :) -

Yazının başında Bilkent Senfoni’nin açılış konserini kaçıran fazla üzülmemeli demiştim. 21 Nisan’da bunu telafi edebileceğiz zira :) . Bilkent Senfoni Orkestrası ile Averbukh Buz Balesi sanatçıları hem göze hem kulağa hitap edecekler. Gecenin playlist’i ise oldukça renkli. Herkesin bildiği ezgileri yorumlayacak olan Bilkent Senfoni her zaman olduğu gibi yine alkışı hakedecek. İşte gecenin parçaları:

1- Universal Pictures lntro
2- Star Wars
3- Lord of The Rings
4- Requiem for a dream
5- Titanic
6- Evita – Tango: On this Night of a thousand stars
7- Evita: Don’t cry for me Argentina
8- Rocky: Eye of the Tiger
9- Mission lmpossible
***
10- 20th Century Fox Pictures lntro
11- Bodyguard: And I will always love you
12- Schindler’s List
13- Gladiator
14- Harry Potter
15- Pirates of the Caribbean
16- The Last of The Mohicans
17- Spider Man
18- The Lion King

 

Yer : ATO Congresium

Bilet Fiyatları : 20-40-70-120 TL

 

26 Nisan PAGAGNINI – Komedi Klasik -

Komedi – Klasik !? Bu türden çok hoşlanacağınızdan emin gibiyim. Klasik müzik ve eğlence genelde pek yanyana değildir. Biri asil soğukkanlı bir tür olduğundan genelde papyon veya kravatla dolaşır. Ama bu adamlar müziğe önem verdikleri kadar karşılarındaki seyirciyi eğlendirmeyi de başarıyor. Gidilesi günler’in son etkinliği Pagagnini bu eğlenceli İtalyanları izlemeden festivali kapatmayın derim.

Yeri : MEB Şura Salonu

Bilet Fiyatı : 40 TL

Müthiş konserlerinden sadece bir tanesi :

 

Bu arada önemli bir notu belirtmeyi unuttum biletler öğrenci indirimine sahip sanırım bu indirim 10TL civarıydı.

Festivalle ilgili her türlü bilgi anons ve programın tamamı için : ankarafestival.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

0

Haftanın oyunu : Fosforlu Cevriye

fosforlu_cevriye2

 

 

Biletini Akün sahnesinden aldım zannederek bilet bulmanın sevincini yaşarken, oyun günü oyun saatinden tekrar emin olmak için mailimi kontrol edince gördüm ki, oyun çayyolu Cüneyt Gökçer sahnesinde ! Ani bir yol planlamasının ardından çayyoluna ulaştım. Cüneyt Gökçer’de ilk defa oyun seyredecektim. Bu oyuna bilet bulmak hakikaten mesele olduğu için her anının keyfini çıkarmaya çalışırken kapıda bekleyen enerjik kalabalığın arasına karıştım. Ve ardından Fosforlu Cevriye oyunu başladı.

Suat Derviş’in 1968′de kaleme aldığı oyun, Gülriz Sururi tarafından tiyatroya uyarlanmış. Broşürde Gülriz Sururi ismini okuyunca çocukluğuma gittim. Annemin hala elinin altında bulunan, kupon biriktirilerek alınmış yemek kitabının yazarı, ayrıca ailecek kaçırmadan izlediğimiz yemek programının sunucusu Gülriz Sururi. Yüzünü nicedir görmemiştim. Bu oyunda bir parmağı olduğunu bilmek beni ayrıca mutlu etti. Oyunda başrolde Feray Darıcı ve Uğur Çavuşoğlu  yer alıyor ve rollerini başarıyla icra ediyorlar. Ankara Devlet Tiyatrosunun bu sezon oynadığı kaçırılmaması gereken bir oyun.

Konusunu az buçuk önceden de bildiğimi fark ettim oyunu izlerken.  Konu olarak  hayat kadını temasını işleyen oyun, para karşılı vücudunu satarak hayatta kalan birkadının kaçak bir idam mahkumuna aşık olmasını anlatıyor ve belki de bu durumla ilgili yapılması gereken en çarpıcı tespit “biri bana siz dedi” şarkısı söylenirken yapılıyor. Şarkı demişken söylemeyi unuttum, oyun bir müzikal. Bu sezonun sonuna kadar akün ve Cüneyt Gökcer sahnelerinde izleyenilirsiniz. Sanıyorum sezon sonunda turneye çıkacaklar.

0

Sinestezik Atılımlar – 2

Ağustosa kadar yağacak herhalde. Ankaraya yakışıyor denir genelde. Nereye yakışmaz ki halbu ki. Efenim bu hafta  farklı farklı yerlerdenli gibi.  Bakalop.

Bir de şarkı var kar kahvesi tadında:

3 ay kadar önce Erasmus dönemleriydi. Bir yandan alelade geçip gidilen tren istasyonlarının bile ne kadar güzel göründüğüne şaşırmanın sevincini yaşarken, diğer yandan sevgilini bir kaç aylığına geride bırakmak zorunda olmanın buruk garip kahverengiliğini yansıtmalı bir fotoğraf. Havaalanı sonrası Almanya’daki ilk saatler. Tedir tedir oluyor insan.

… Continue Reading

0

Haftanın Oyunu : George Dandin

Moliére’in adı ne kadar da uzunmuş. Bilmezdim. Jean-Baptiste Poquelin Moliére (15 Ocak 1622 – 17 Şubat 1673 ),  18 Temmuz 1668′de kaleme aldığı bu oyunla meğer kendi hayatından bir kesit sunuyormuş. Bu oyunla ilgili bir şeyler karalamadan önce hayat hikayesine şöyle bir baktım Moliére’in. Babası sarayın döşemelerini yapan bir usta, annesiyse zengin bir asilzade kızıymış. Oyunda anlattığı hikayenin temelinde de aynı örgü yatıyor. Soylu bir aileden gelen bir kadınla evlenen George Dandin, bir gün tesadüf eseri karısının kendisini aldattığını öğrenir ve bu durum karşısında ne yapacağını şaşırır. Kızınasilzade ailesi buna asla inanmak istemez ve kız da o kadar güzel sıyrılır ki bu işin içinden, her seferinde ezilip büzülmek zorunda kalan Georges Dandin olur. Sınıfsal farklılıklar üzerine eğlenceli, iki perdelik bir güldürü.

 

Bir küçük anekdot: oyunda sabaha karşı bir sahne oynanırken arkadan belli belirsiz bir ezan sesi duyuldu. Öyle ki başta bir yanılsama gibiydi. Ama araya çıkıldığında farklı yerlerden bir sürü kişinin bu konu üzerine tartıştığını duyunca, yanılsama olmadığının farkına vardım. Moliére oyununda beklenmedik bir ayrıntıydı.

0

Sinestezik atılımlar – 1

Sinestezik atılımlar, renk duygu çakışmaları ve kontrolsüz düşünce akışları diyerekten. Farklı zamanlarda çekilmiş fotoğraflardan oluşan bir seri.

Açılıştan sonra pot olan toplar dışında başka şeylere de konsantre olmalıymış meğer.. Sağlam görüntüsüyle güven veren bir “isteka” nın sonu.

Pastel koyu mavi, sakin soğuk dalgın kafa. Vakit o  an geçen bir olayı anlatmak için “sabahın körü” ifadesi kullanılacak kadar erkenkenken.

Morning blues … Continue Reading

0

İnsan, Sürü ve Bilim

insan-suru-halinde-yasar

Bir eylem ortaya koyarken daha önce o yolda yürüyerek ceşitli engellere toslayıp sendeleyenlerin ayak izlerinin nereden gectiğini bilmenin faydası yok demiyorum diyemem. Yine de insanoğlu sürüler şeklinde yaşar. Böylece sürünün coğunlukla tercih ettigi dusunce sistemi doğal olandır birey için. Doğru varsayılandır. İşte bu sebeple sürüden kopamamakla, üzerinde kafa yorulan konudaki eski tecrübeleri dikkate almak karıştırılmasa iyi olur. Zira kapalı bir kapının önünde içeri girmek için bekleyen bir bireyin ön yargıları, kendisinden sonra oraya gelip bekleyen bireyi beklerken gören diğer bireylere “tecrübe” olarak aktarılacaktır. Eş deyişle her yeni gelen birey bekleyen kalabalıktan başka birsey göremeyecek, ve daha da garip bir şekilde kapıyı açmayı denemek her bireye sonucu aşikar bir deneyi tekrarlamak kadar gereksiz görünecektir.

İnsan sürüden çıkabildiği ölçüde bireye dönüşür. Bunun bir gerekliliği olarak baslarda onun için doğal olan meraklılıktır. Dolaylı yoldan bilim, insanin mayasında … Continue Reading

0

Black Keys

The-Black-Keys

Kirlili blues yapıyor bu adamlar ! Ohayodan katılıyorlar aramıza ! İlk klip güzelli.

Tighten up

When the lights go out

0

Eskiler -1- Çadır, Sucuk ve Jandarma

1-2 yıl önce araba kiralamalı bir yaz gezintisine çıkmış idik. Jandarma, sucuk falan içeriyor. Eski bir yazı.

 

…”burada çok insan var” diye karar verip daha uygun bir yer aramaya yeni koyulmuştuk ki havanın kararmaya başlaması bizi endişelenmeye mecbur bırakmıştı. Çeşitli sebeplerden programa sadık kalamamış ve olmamız gereken zamanda olmamız gereken yerde olamamıştık. Her şeye rağmen günü kurtarmak ve yine herşeye rağmen güzel bir kamp yeri bularak gecenin arta kalan zamanını daha eğlenceli kılmak istiyorduk. Kiraladığımız arabamızın içine 4 kafadar doluşmuş ve çadır kurarken arabayı da park edebileceğimiz düzgün topraklar arayışına devam ederken bir başka konu da etrafta çok fazla medeniyet olmamasıydı. 2 dönem okuldan sonra insanlardan ve insanlıktan yeterince tiksinmiştik zaten. Kafamızda tasarladığımız kaçış öyküsünün bu kampa ihtiyacı vardı çünkü. Derken tam umutlarımız tükenmeye yüz tutmuştu ki çevresinde ağaçların babalandığı yeşil bir bölüm topraktan oluşan bir açıklık keşfettik. Yol ile arazi arasındakiş ufak seviye farkı arabanın altını sürtme riskini taşımasına rağmen denemeden edemedik. Zorlu bir kaç manevranın ardından arabayı güvenli bir şekilde çadırları kuracağımız alanın 3-4 metre kadar önünde park edebildik. Bu arada güneş neredeyse hiç hissedilmiyordu. Adını bilmediğim bir dağın arkasına saklanmış muhtemelen kimbilir nereleri aydınlatmanın derdindeydi.
… Continue Reading

0

1 oyun 1 kitap

Kısa zaman önce biricik teyzemin “Al bi göz at seveceksin biliyorum.” diyerek uzattığı Jean Paul Sartre’ın İş İşten Geçti isimli kitabı ve bu hafta izleme fırsatı bulduğum Turgay Nar’ın yazdığı oyunculuk performansları etkileyici olan, Gizler Çarşısı oyunuyla ilgili bir yazı var aklımda ne zamandır.

Fransız varoluşçu yazar Sartre, alışılmışın dışında bir eser ortaya koymuş. Anlatılan olayın örgüsü senaryo şeklinde kaleme alınarak sahne sahne, dekor dekor tasvir edilerek okuyucuyu hikayeden koparmamayı pek de güzel başarabiliyor. Hatta hikayeden kopmak şöyle dursun, ilk sayfasından son sayfasına kadar sözcüklerle yarattığı dünya içine hapsoluyorsunuz. Temel olarak, hayattayken tanışma olasılıkları pek az olan iki insanın öldükten sonra tanışarak birbirlerine aşık olmaları konu alınmış ve tekrar hayata dönebilmeleri için onlara tek bir şans veriliyor. Ama tahmin edileceği üzere bir şart koşuluyor. 24 saat içerisinde akıllarında tek bir soru işareti bile olmadan, sadece birbirlerine karşı olan sevgilerini ön planda tutarak sevişebilirlerse tekrar hayata dönebileceklerdir. Ama eğer başaramazlarsa onları ölüler diyarında sonsuza dek sürecek bir gelecek beklemektedir. Hikaye bu olayın etrafında örülürken farklı bir sürü hikayeyle beraber çok iyi kaynaştırılmış, ki bu da bu kitabı son derece okunabilir kılıyor. Varlık yayınlarından.

 

  

Ankara Devlet Tiyatrosu’nda bu sezon izleyebileceğiniz oyunlardan Gizler Çarşısı. 79 doğumlu Turgay Nar’ın 2010 yılında kitaplaştırdığı bu hikaye, oyuncu kadrosunun başarılı performansıyla ortaya çıkan anlatım etkileyici. Hikayenin temelinde ise insan yatıyor. Günümüz dünyasından son derece çarpıcı mesajları fazla didaktikleşmeden, ustaca yaratılmış sembolik rollerle ve etkileyici tiratlarla vererek kimi zaman gülümsetiyor kimi zaman tüylerinizi diken diken ediyor. Oyun insanın maddi hisleri karşısında nasıl yenik düşebileceği konusuna dokunuyor. Gizemli bir yaşlı kadının, bir tomar para vererek, maharetli bir beşikçiye beşik sipariş etmesiyle ana hikaye başlıyor. Beşikçinin yaşlı kadının tarifindeki beşiği tamamlamaya çalışırken kendini sorgulamasını izliyoruz uzun bir süre.

–İzleyenler için–

Oyunun bir yerinde beşikçi izleyicinin arasına karışarak “Geri mi dönmeliyim ? Bana kimse dur demeyecek mi?” diye soruyor. Sanki kendisinin de yanlış olduğunu bildiği ama bunun gerçekliğinden kaçmak ister gibi bir hali var. Kimsenin kendisine dur dememesi üzerinde fazlaca duruyor. Öyle ki bir çok kez “Tüm bunları madem biliyorsunuz öyleyse neden bana sorular soruyorsunuz ?” demesi de bu yüzden. Başlardaki sahaf sahnesinin anlattığı hikaye belli ki bizi hayal kırıklığına uğratmak istiyor ve bunu başarıyor. Çeşitli mesajlar vermeye başlayan idealist bir yaşlı adam imajı çizerken paraya tav olmak istemesi, bir hayal kırıklığına sebep oluyor, ama bunun bilinçli bir şekilde yapıldığını düşünmek iki yüzlülüklere açık bir örnek olarak yaratıldığını düşündürüyor bu rolün.  Cüce ve beyaz zambak rolleri öne çıkıyor. 

Sahne düzeni ve müzik çok başarılı. Yine de selamlama seremonisinde müzik olması fikrine bir türlü alışamadım.

0

Şampiyon Novak Djokovic !

nadal-djokovic

2012 Avustralya Açık Tenis Turnuvası tek erkekler final maçı Novak Djokovic’in zaferiyle sonuclandı. 6 saate yakın bir süre kortta kalan ve rakibi Rafael Nadal’ın kelimenin tam anlamıyla insan üstü çabasına rağmen 5 setin sonunda şampiyon oldu. Ayrıca bu maç Nadal ve Djokovic’in 5. sete uzayan ilk karşılaşmaları oldu. Maçın sandalye hakemi Pascal Maria keskin gözleriyle yine maça damgasını vurdu. Maçı Eurosport Türkiye kanalından izlerken spiker Emre Yazıcıol’un sıradışı bazen saçma yorumları sesli güldürdü. Sandalye hakemi Pascal Maria’yı, seramoni sırasında ödülü verilirken Fırat Aydınus ve Cüneyt Çakır’a benzeterek, yine seramoni sırasında 6 saatlik maçın yorgunluğuyla ayakta durmakta zorlanan oyunculara sandalye getirilmesi üzerine “Sandalyeden ziyade şimdi bir tuzlu ayran verilmeli” tavsiyesiyle ekran başında yıkılmamı sağlayan Emre Yazıcıol sen çok yaşa emi.

Pages ... 1 2